İki gün önce yalvar yakar aldığım bu mükemmel kitap çoğunuza sıkıcı gelebilir. Ben her sayfasında ayrı keyif aldım. Bence devam kitabı var-OLMALI-
Omega denen günde elektromanyetik radyasyon patlaması elektronik her şey yanıp kül olmuştur. Ve çocukların hepsinde bir kusur vardır. ya bir parmakları eksik ya da fazla, ya bir bacakları diğerine bakarak kısa,...
Özgürlük kampındaki erkeklerin anneleri fazla radyasyon yüzünden doğumdan sağ çıkamamıştır. Ve Özgürlük Kampı da bu çocuklara barınacak yer ve bir yaşam sunuyor. Kızların bulunduğu kampta ise işler tamamen farklı. Kızların bulunduğu kampta ikiz olarak gelen kızlara bir şeyler oluyor. Özgürlük kampındak erkekler orayı yuvaları olarak görüyorlar.
Ta ki Kim olduğu ve nerden bilindiği bilinmeyen bir genç Su Yok adını verdikleri bir yerde bulunana kadar. Her iki kamptaki gençlerin de hayatları bu gence bağlı olabilir mi?
Yine de okumak size kalmış.
İki tane deli bir araya gelmiş ve demiş ki "Biz kitap yorumu yazalım." E sonuçta ortada. Umarım okurken hem eğlenir hem de fikir sahibi olursunuz..
31 Mayıs 2016 Salı
28 Mayıs 2016 Cumartesi
YARATICI/YORUM
İndirimle 21 liradan 9 liraya düştüğüne görünce direk sarılıp satın aldım kitabı.
Benim huyumdur, ilk kitabın arkasını okuyup son sayfasına bakıp sonra satın alırım. Bunda da her zamanki rutinimi yaptım ve aldım.
Eve gelmeden okumaya başladım ve ilk sayfadaki o biraz gizemliliği ilgimi çekmişti.
Fazla uzattım tamamm..
Yoruma gelelim.
Karakterimiz Adelice 8 yaşında yeteneğini keşfetmişti. Ama ailesi onun bu yeteneğini sürekli saklamaya çalıştılar. Yeteneğini belli etmemesini öğrettiler. Yeteneği dokumayıdı. Tüm yaşamlar, ölümler, hva olayları....... hepsi dokuyucular tarafından var ediliyordu.
Dokuyucular sadece genç kızlardan çıkabiliyor ve dokuyucuların sosyal düzey olarak diğer çoğu kişiden daha avantajlı olduğunu söyleyebilirim.
Beklemediğiniz anda beklemediğiniz şeyler çıkarmayı iyi becermiş yazarımız. Devam kitaplarını alıp okuyacağıma kendi kendime söz verdim.
Kesinlikle okumanız gereken bir kitap.
Seviliyorsunuz...
19 Mayıs 2016 Perşembe
SEN BENİM DİĞER YARIMSIN /YORUM
YAZAR: HOLLY BOURNE
SAYFA: 535
“GERÇEK AŞKIN KARŞISINDA KİM
DURABİLİR?”
Merhaba
şekermi şeker okuyucularım! İlk defa tam vaktinde kitabı bitirdim ve ilk defa
tam vaktinde giriyorum. (Kıyamet kopacak kesssiiiiin!!!) Neyse arkadaşlar ben yorumuma
başlayım..
Öncelikle kitabı
büyük heveslerle almayın. –distopya okuyucuları için söylüyorum- Kitap bana
çerez gibi geldi. Klasik aşk romanlarından biri. Basit ve sade bir dille
yazılmış. Bir olay yaşanırken sonrasında neler olabileceğini tahmin
edebiliyorsunuz. Konusundan bahsetmicem okumak isteyenler alsın okusun. Lakin dediğim
gibi çerez gibi bir kitap. Genç-yetişkin romanından çok sadece gençlere yönelik
bence. Kitaba puanım 2/5.
HERKESİN GENÇLİK VE SPOR BAYRAMINI
KUTLARIM!!
SAĞLICAKLA
KALIN! -TAVŞAN
16 Mayıs 2016 Pazartesi
SATRANÇ YORUM!
YAZAR: STEFAN ZWEİG
SAYFA: 71
“İNSAN BEKLER, BEKLER, BEKLER.
ŞAKAKLARINI ZORLAYANA DEK DÜŞÜNÜR, DÜŞÜNÜR, DÜŞÜNÜR.”
Evvet
sevgili okurlarım uzun bi aradan sonra tekrar sizinleyim. Lütfen bana tavır
takınmayın. İstatistikler biraz aşağıya düşmüş blog biraz cansız kalmış
gördüğüme göre ama şunu söyleyeyim emin olun çok yoğunum. Yine de sizi
boşladığımdan ötürü çok özür dilerim. L
Yoruma gelirsek;
Kitap çok
güzel çok hoşuma gitti. Her sayfasını büyük bi hevesle okudum bittiğinde kendimi
boşluktaymış gibi hissettim açıkçası. Konusundan bahsetmeye kalkarsam çok spoi
vermiş olacağım o yüzden bahsetmiyorum. Bu kitap yazarın son kitabı olduğu için
sanki sonunu aceleye getirmişte nasıl biterse bitsin düşüncesine girmiş
gibiydi.
Stefan Zweig
bu kitaptan sonra karısıyla birlikte intihar etmiş arkadaşlar.
Ama şu
kadarını söylemeliyim ki bu kitabı okuyun okutturun hatta kötü yorum yapanları
sakın dinlemeyin boşverin. Siz yine de okuyun.
(Bi kaç gün
sonra re-read yapıcam bu kitabı.)
8 Mayıs 2016 Pazar
TELEPATİ SERİSİ/YORUM
Hızımı alamıyorum şuan....Bahsediceğim seri biraz düşündürücü ve oldukça heyecanlı. Okurken zaman kavramınızı yitiriyorsunuz ve bambaşka bir açıdan bakıyorsunuz.
Karakterlerimiz Jenny ve Alex küçüklüklerinden beri diğer çocuklardan farklıydılar. Birbirleriyle nöbet geçirip bayıldıklarında iletişim kurabiliyorlar. Biri Avustralya'da biri İtalya'da yaşıyor. Bir süre sonra anlaşıp buluşmaya karar veriyorlar. Alex Avustralya'ya sırf Jenny'i görmek için gidiyor.
Ama bir sorun var...
İkisi de orda olmalarına rağmen birbirlerini göremiyorlar. İşte tam olarak burda hikayemiz başlıyor.
Ya Jenny ile Alex aynı Dünya'da yaşamıyorlarsa?
Belki de hepsi kafalarındaki birer kurmacadır?
Kim bilir....
O zaman buyrun sizi Alex ve Jenny nin baş döndürücü ve bir o kadar da heyecan dolu dünyasına konuk ediyim. Emin olun sayfalarında geçirdiğiniz her saniyeden keyif alacaksınız.....
MERLİN/YORUM
Bu benim ilk kitap yorumum olucak. Belirtmeliyim ki fantastik-bilim kurgu tarzı kitaplar okurum. Bu kitap da yaklaşık iki ay önce bitirdiğim kendine aşık edip devamını bir dizi tadında veren kitaplardan.
Merlin efsanesini bilmeyeniniz yoktur zannımca. İşte bizim o bilge büyücümüzün -Merlin'in- çocukluk yıllarını ele alan yazarımız alışılagelmedik bir şey yapmış aynı zamanda. Çünkü elimizde Merlin'in çocukluğuyla ilgili bilgileri, düşünceler bile yok denecek derecede.
Yazarımız bizim için gitmiş konuyla alakalı-alakasız tüm kitapları kurcalamış, incelemiz, notlar almış... Ve bizim için bu hikayeyi sıkıcı olmaktan çıkarıp ilgi çekici yapmak için türlü şeyler eklemiş.
Benim bir alışkanlığım vardır; kitapta hoşuma giden yerleri işaretleyip kitabın devamıyla ilgili düşüncelerimi not almak. Bazı yerleri tahmin edilebilir olsa da, içindeki kelt kültürüne ait bazı hikayeler ve efsaneler gerçekten dikkat çekici ve hoş.
12 kitaptan oluşan bu serinin henüz 1. kitabını okuyabildim. Ama yakın zamanda devam kitaplarını da alıp okumayı planlıyorum.
Ne diyebilirim....
Okuyup kendiniz karar verin....
Merlin efsanesini bilmeyeniniz yoktur zannımca. İşte bizim o bilge büyücümüzün -Merlin'in- çocukluk yıllarını ele alan yazarımız alışılagelmedik bir şey yapmış aynı zamanda. Çünkü elimizde Merlin'in çocukluğuyla ilgili bilgileri, düşünceler bile yok denecek derecede.
Yazarımız bizim için gitmiş konuyla alakalı-alakasız tüm kitapları kurcalamış, incelemiz, notlar almış... Ve bizim için bu hikayeyi sıkıcı olmaktan çıkarıp ilgi çekici yapmak için türlü şeyler eklemiş.
Benim bir alışkanlığım vardır; kitapta hoşuma giden yerleri işaretleyip kitabın devamıyla ilgili düşüncelerimi not almak. Bazı yerleri tahmin edilebilir olsa da, içindeki kelt kültürüne ait bazı hikayeler ve efsaneler gerçekten dikkat çekici ve hoş.
12 kitaptan oluşan bu serinin henüz 1. kitabını okuyabildim. Ama yakın zamanda devam kitaplarını da alıp okumayı planlıyorum.
Ne diyebilirim....
Okuyup kendiniz karar verin....
SELAMM!
MERHABA SEVGİLİ OKURLAR!
İlk önce kendimi tanıtmama izin verinn..
Ben Kırmızı Bereli Kız. Adımı kullanmicam. Ben Tavşan gibi blog ve kitaplarla haşır neşir olma işine yeni başlamadım. Uzun zamandır kullandığım paranormal ve uzay üstüne bir blogum var. (her ne kadar son birkaç ay ihmal etsem de) Evimin her yanı kitaplarla dolu -yatağımın altından tutun balkondaki fırının üstüne kadar..- Tavşanla uzun zamandır birbirimizi tanıyoruz. 8 yıla dayandı dostluğumuz. Böyle bir blog açtığını duydum ve isterse yardım edebileceğimi söyledim. Gördüğünüz gibi kabul etti ve ben de burdayım. Biliyorum ben onun kadar eğlenceli değilim ki bunu şuan yazdığım bu yazıdan da anlamışsınızdır. Elimden geldiğince kitap yorumlarımı ve önerilerimi sizinle paylaşıcam. Bana "Kırmızı Bereli" demenizi tercih ederim.
Unutmadan...
Yoyolu kalın.
ziyaret etmek isteyenler için kendi blogum:
majisyengunlugum.blogspot.com.tr
ziyaret etmek isteyenler için kendi blogum:
majisyengunlugum.blogspot.com.tr
4 Mayıs 2016 Çarşamba
KAĞITTAN KENTLER /YORUM
YAZAR: JOHN
GREEN
SAYFA: 313
“KENDİNİ
ARARKEN KAYBOLMANIN VE YENİ BİR BAŞLANGIÇLA HAYAT İLE AŞKI KEŞFETMENİN HİKAYESİ”
Quentin Jacobsen
tüm hayatını, maceraperestliğin kitabını yazmış Margo Roth Spiegelman’ı uzaktan
severek geçirmiştir.
Evvet! Merhaba sevgili okurlarım,
Geciken bir kitap yorumuyla karşı karşıyasınız maalesef. Gönül
istiyor ki size tam zamanında yazıyım şu yorumları fakat hesapta olmayan birkaç
quiz işin içine girince zamanında yazamadım. Neyse biz yoruma başlayalım.
Aslında bi itirafta
bulunmalıyım ki; bu kitabı okumadan önce filmini izlemiştim ve beni hayal
kırıklığına uğratacak bir sonla bitmişti. Bu yüzden kitaba ön yargıyla
başlamıştım ve anladım ki ön yargıyla başlamam sonuç vermiş gibi. Aynı filmde
olduğu gibi kitapta da hayal kırıklığına uğradım. Yazarın üslubu çok güzel çok
hoş fakat üzerinde yazmış olduğu olay bana saçma geldi. Olay şu;
Quentin, Margo’yla 2 yaşından beri arkadaş. Ta ki liseye
başlayana dek çok yakındılar fakat lisede aralarına soğukluk girdi. Quentin
küçüklüğünden beri Margo’dan hoşlanıyordu fakat bunu ona yani Margo’ya
söyleyemiyordu. Bir gün lise sondayken Margo küçüklüğünde de yapmış olduğu gibi
gece Quentin’ın odasına tırmandı ve ondan bi olay için yardım istedi. Quentin ilk
başta kabul etmesede sonradan kabul etmek zorunda kaldı. Yardımının sonunda
Margo Quentin’a veda etti. Ama neden? Neden Margo bu yardımdan sonra ortadan
kayboldu? İşte Quentin’da Margo’yu bulmak için kendine bu soruları sordu. Ve
uzun uğraşlar gösterdi. Peki bulabildi mi? Margo neden gitmişti? Neredeydi? Yoksa
ölmüş müydü? Bu soruların hepsi kitapta saklı arkadaşlar.
Az önce de belirttiğim gibi benim için kitap hayal kırıklığı
ile bitti. John Green için biraz Hafif kalan bir kitap. Aynı yıldızın altında
adlı kitabında olayları sanki ben yaşıyormuşçasına okumuştum. Fakat bu kitapta
pek fazla o duygu geçmedi. Kabul etmeliyim ki olumlu yönleri de var. Mesela;
güzel bir üslubu var. Arada sırada yüzde minik tebessümler yaşatacak olaylar
oluyor. Yazarın dili akıcı. Ama dediğim gibi konusu bana göre saçmaydı. Bu yüzden
bu kitaba puanım 2/5.
SAĞLICAKLA KALIN!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





